1. Ana Sayfa
  2. Bilim
  3. Galileo’dan Newton’a teleskopların serüveni

Galileo’dan Newton’a teleskopların serüveni

ilk teleskopu kim üretti, nasıl üretti? Galileo ve Kopernik, evren modelinin doğruluğunu nasıl kanıtladı? İşte Galileo’dan Newton’a teleskopların serüveni...

teleskop_800x533
Abone Ol

Teleskopun keşfi ile insanlığın gökyüzü macerası da sıçrama yaptı. 1608 yılında Hollandalı Hans Lippershey, kraliyet ailesine tarihteki ilk teleskopu sunmuştu.

Lippershey bu büyük icadın patentini almayı düşünüyordu ancak sunumunu takip eden birkaç gün içinde farklı iki astronom daha benzer tasarımlarıyla aynı talepte bulundular.

Tarihçiler hala hangisinin ilk olduğu konusunda tartışmaya devam ediyor olsalar da, teleskopun keşfi Lippershey’in adıyla anılıyor. Sadece iki adet lens kullanılarak üretilen bu ilk teleskoplar, uzak cisimlerin ayna görüntüsünü üretiyorlardı.

Aslen gözlükçü olan Lippershey, camları yanlışlıkla farklı lenslerden yapılmış olan bir gözlüğü incelerken, uzaktaki cisimleri yakınlaştırabildiğini fark etmiş ve tesadüf eseri tarihin en büyük keşiflerinden birini gerçekleştirmişti. 

Lippershey’in kraliyet ailesine yaptığı sunumdan sadece sekiz ay sonra, İtalyan matematik profesörü Galileo, kendi teleskopunu üretti.

İlk başlarda denizcilere satmaya başladığı bu yeni icadını, hayal gücü ve tutkusu ile birleştirmeye karar verip göklere çevirdiğinde ise bir anda tüm hayatı değişti. Galileo’nun gördükleri, dünyayı sarsacak ve bilimi baştan yaratacaktı.

Fakat o zamanlar Avrupa’da oldukça tehlikeli bir durum hakimdi. Martin Luther, reform hareketini başlatmış ve Katolik kilisesine karşı ayaklanmış, kilise de buna karşın baskıcı rejimini artırmıştı.

Ne zaman bir bilim insanı devrim niteliğinde bir bulgu açıklasa, hayatını da kilise karşısında riske atıyor, işin boyutları yakılmaya kadar varabiliyordu. Ancak bu büyük riske rağmen, Galileo, çok büyük bir keşfin kıyısında olduğunu biliyor ve hiç ara vermeden çalışıyordu.

1610 yılında yayınladığı ilk kitabında, Kopernik’in Güneş merkezli teorisini kendi gözlemleriyle birleştirerek ilgi çekici sonuçlara ulaşmıştı. Kitapta Ay’ın jeolojik yapısını, Samanyolu’nun milyonlarca yıldızdan oluştuğunu ve Jüpiter’in uydularını anlatıyordu. Böylece Katolik kilisesinin sıkı sıkıya savunduğu yanlış evren imajını da kökünden sarsmış oldu. Fakat Aristoteles’in evrenine vurulan en büyük darbe, Galileo’nun Venüs gözlemiyle geldi.

Aristoteles, Venüs’ün Dünya çevresinde döndüğünü sanıyordu. Oysa Galileo’nun keşfi, onun da tıpkı diğer gezegenler gibi Güneş yörüngesinde olduğunu ispatlamıştı. Kilisenin tepkisi gecikmedi. Roma’da Engizisyon mahkemesine çıkarıldı ve teorilerinin dine aykırı olduğuna karar verildi. Böylece 1616 yılında Galileo’nun kuramlarının öğretilmesi kilise tarafından yasaklanmış oldu.

Fakat o aynı zamanda çok da kurnaz bir bilim insanıydı ve 1632 yılında tüm yasaklara rağmen “Dünya’nın İki Esas Sistemi Üzerine Diyaloglar” adlı ikinci kitabını Papalığın izni ile bastırmayı başardı. Kitapta kendi teorisini savunan bir bilim insanı ile ona karşı çıkan birinin tartışmalarını ustalıkla kullanmış, amacına erişmişti. Yine de kendini bir kez daha Engizisyon’un karşısında buldu. Bu kez kendi kuramına karşı çıkması istenerek, teleskopuyla yaptığı gözlemlere son verildi, ömür boyu ev hapsi cezasına mahkum edildi. Ve kendisini hayata bağlayan her şey bir anda elinden alınan astronomi dahisi, birkaç yıl içinde hayata veda etti.

Ünlü İtalyan astronomla aynı yıllarda keşiflerine devam eden Alman bilim insanı Johannes Kepler de gezegenlerin hareketlerini matematiksel olarak açıklamaya çalışıyordu.

Hesaplamaları sonucunda Venüs geçiş dönemlerini kayda geçirdi. Kasım 1639’da Venüs, Güneş önünden ihtişamlı geçişini sergilerken aslında Galileo ve Kopernik’in evren modelinin doğru olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu. Kepler, tüm evreni 3 ana yasayla açıklamıştı;

1.Bütün gezegenler, Güneş etrafında elips biçimli yörüngelerinde hareket ederler.

2.Bir gezegen ile Güneş arasına çizilen doğru parçası, eşit zaman aralıklarında eşit alanlar tarar.

3.Gezegenlerin dolanım sürelerinin karesi ile Güneş’e olan uzaklıklarının küpünün oranı tüm gezegenler için aynıdır.

400 YIL SONRASI

Günümüzün modern teleskopları, artık gökyüzüne çevirdiğimiz dev gözler haline geldiler. Evreni izlemek ve anlamak için başlanan bu 400 yıllık serüven artık öyle bir noktaya vardı ki, astronomlar 13,7 milyar yıl önce yaşanmış olan Büyük Patlama’yı bile görmeyi umuyorlar. Yani bir bakıma her şeyin başladığı o noktayı dev teleskoplarla görmek mümkün olabilir. Aslında her teleskop bir zaman makinesidir. Ne kadar uzağa bakarsak, zamanda o kadar geriyi görebiliyoruz. Özetle modern teleskoplar teknolojinin sınırlarını zorladıkça, evrenin sınırları ortadan kalkıyor.

400 yıl önce Galileo gözlerini gökyüzüne çevirdiğinde, keşfettiği yeni gerçekler sayesinde evren hakkındaki tüm görüşler değişmeye başlamıştı. Galileo’nun cam lensli teleskopundan, Newton’ın ışığı odaklayabilen reflektörlerine dek evren hakkında çok büyük keşifler yapıldı. Günümüzde ise Dünya yüzeyinden kozmosu izleyen yaklaşık 50 adet dev teleskop kullanıyoruz. Bir başka deyişle, astronominin altın çağında yaşıyoruz.

Yorum Yap